18.12.25

Başlıksız Yazılar I

S: “A” büyüyor. Çok güzel bir duyguymuş, eşimle kendi kendimize soruyoruz bazen; “A” dünyaya gelmeden biz ne yapıyormuşuz? Günümüzü nasıl dolduruyor muşuz? Bu gerçekten tuhaf bir duygu... Bu arada siz de yok mu bir şey?

İ: Bir şey?

S: Çocuk işte canım...

İ: Olmaması için felsefi ve ekonomik nedenlerimiz var.

S: Asıl olan ekonomidir de sen işin felsefesini araya sıkıştırıyormuşsun gibi geliyor bana.

İ: Alakası yok. Çocuk sahibi olmayı manasız buluyorum. Hele bir de kırklı yaşlarımıza adım atmaya ramak kala.

Bir İnternet geyiğidir muhtemelen, Arthur Schopenhauer’a atfediliyor; “Çocuklarıma bırakacağım yegane miras hiç varolmayacak olmalarıdır.” Oksimoron bir cümle ama düşündürme işlevini ziyadesiyle yerine getiriyor. Sanki varolmak çok matah bir şeymiş gibi ezelden beri kutsanıyor. Halbuki kutsanacak hiçbir yanı yok. Böyle konuştuğumda çocuklara topyekun bir garezim varmış, gıcık oluyormuşum gibi bir algı oluşuyor. Çocukları seviyorum, aynı zamanda acıyorum da; binbir bedbahtlıkla varlığa gelen minik bir canlıya ne garezim olabilir? Varolma talihsizliğini yaşayarak zaten yeterince çile yükleniyorlar.

Yanlış anlaşılmasın. “Bu dünyaya çocuk getirmek istemiyorum” klişesinden söz etmiyorum ben. Klişenin haklılık payı olsa da kulakta, güzellik yarışmasına katılan bir yarışmacıya sorulan, “elinde sihirli bir değnek olsaydı ne yapardın?” sorusuna, “dünya barışı olması için kullanırdım.” cevabı kadar cıvık bir tını bırakıyor.

İnsanlık, dürtülerini ve düşüncelerini yansız bir gözlemci olarak izleme imkanı bulsa hiç varolmamış olmanın varolmaktan daha iyi olduğunu fark edecektir. İnsanlık, üremeyi durdurmak yerine yaşadığı tatminsizlik duygusunu bastırmak adına çareyi tohumlarını daha ileri evrelere saçmakta buluyor. Kısa ve anlık mutluluklar için çekilen fiziksel, bununla birlikte ruhsal acının haddi hesabı yoktur. Bu kısa ve mutlu anlara değecek geçerli bir varoluş formülünün olmadığını üzülerek belirtmek zorundayım. İnsan, çocuk yaparak yaşlılık evresini düşünür, kendisiyle ilgilenecek evlat gereksinimi duyar. Acıyı hafifletmek için çocuk sahibi olur. Gerçekleştiremediği idealleri çocukları aracılığıyla başarmak ister. En önemlisi ölümsüz olmak ister, dolaylı yoldan olur da. İkincil bir varoluş da olsa yaşama arzusu hafife alınamayacak kadar güçlüdür.

Yaşama arzusu en temel bağımlılıktır. Elem, keder, bedbahtlık içinde olsan bile yaşam için direnirsin. Direndiğin yaşam sana bir kumarbazın kurduğu hayalleri kurdurur. Kulağına fısıldar: "bak şu falan falan tarihte nasıl da mutluydun." Sen geçmişin sönük hatıraları arasında tatmin olmaya çalışırken aynı zamanda bin bir hastalıktan şifa bulmayı umarsın. Bir televizyon programında veyahut bir video izleme platformunda kişisel gelişimci bir dangalak sana: "Sen bir mucizesin. Başardın, milyonlarca rakibinin arasından sıyrıldın" der...

Candide budalalığına duçar olanlara Rabbim şifa versin dostlar...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

24.12.25

Kara-Filmlere Giden Yol