Kara-Filmlere Giden Yol
Fotoğrafın mucidi Nicéphore Niepce’ın mirası sinemanın mucidi Lumière kardeşlere ulaştığında kameraya alınmış ilk filmleri kırk beş saniyelik süresiyle fabrikadan çıkan işçileri konu alıyordu. Kardeşlerin çektiği kısa filmler kurgusal bir yapımdan ziyade gündelik yaşamı ele alan belgesel niteliğindeki filmlerden ibaretti.
İlk kurgusal film ise Fransız illüzyonist Georges Méliès tarafından çekilen “Le Manoir du Diable” isimli filmdir. Gotik bir hikayenin anlatıldığı yapımda sabit bir kameranın karşısında doğaüstü varlıklara dair yaklaşık üç dakikalık bir illüzyon gösterisi izleriz. Bu film aynı zamanda görsel efektlerin ilk kez kullanıldığı fantastik korku ögeleri barındıran yapım olma özelliğini de taşır.
İlk uzun metrajlı kurgusal film ise Avustralya’lı yönetmen Charles Tait tarafından çekilen “The Story of the Kelly Gang” filmidir. Yaklaşık yetmiş dakikalık süresiyle Avustralya’lı kanun kaçağı Ned Kelly’nin hikayesini anlatır. Bu sessiz filmin ilk ve en özgün hali maalesef korunamamış, kalan sağlam parçaları bir araya getirilerek kısa film haline getirilmiştir.
Sessiz dönemini yaşayan sinema Charlie Chaplin, Buster Keaton, Harold Lloyd, Greta Garbo, Rudolph Valentino gibi star oyuncular ve D.W. Griffith, F.W. Murnau, Erich von Stroheim gibi önemli yönetmenler yaratmıştı. Yine Charlie Chaplin ismini bu yönetmenler arasında sayabiliriz.
Her ne kadar ilk sesli film, yönetmen Alan Crosland tarafından çekilen “The Jazz Singer” filmi olsa da bazı yapım şirketleri sessiz filmlere devam etmiş, son büyük sessiz yapım kabul edilen film de Charlie Chaplin tarafından yönetilen “Modern Times” olmuştur. The Jazz Singer filminin büyük bir bölümü de sessiz film tekniği ile çekilmiştir. Filmde bazı küçük sahnelerde diyaloglar ve sözlü şarkılar yer alır. Başrol oyuncusu Al Jolson'ın "You ain't heard nothing' yet!" (Daha bir şey duymadınız!)repliği sinema tarihinde önemli bir yer tutar.
1940'lara gelindiğinde üzerinde yoğunlaşmayı arzu ettiğim “Kara-Film” (Film-Noir) janrı doğmuştur. İlk örnekleri verildiğinde ne yapımcıları ne de yönetmenleri “Film Noir” isminde bir türden haberdar değillerdir. İkinci dünya savaşının ardından, 1940'ların ikinci yarısında Avrupa’ya ithal edilen suç temalı filmlerle karşılaşan Fransız Eleştirmenler, Alman Dışavurumcu (ekspresyonist) filmler; “Nosferatu (1922)” ve Metropolis (1927)” filmleriyle olan benzerliklerini hayli ilginç bulurlar. Fransızca'da "Kara-Roman" anlamına gelen roman-noir teriminden ilhamla “Film-Noir” terimini üretirler. Bu filmlerin alametifarikası da Keskin ışık, yüksek kontrast, çarpıtılmış perspektifler, abartılı gölge oyunlarıdır.
Ayrıca Almanya’dan Amerika’ya göç eden Metropolis filminin de yönetmeni “Fritz Lang” türün en önemli yönetmenlerinden biri haline gelir. Janrın Diğer önemli yönetmenleri için şu isimler sayılabilir;
Michael Curtiz
Otto Preminger
Alfred Hitchcock
Billy Wilder
Carol Reed
Julles Dassin
Edward Dmytryk
Orson Welles
Kara Filmlere kaynaklık eden romancıları da es geçmeyelim;
Raymond Chandler
James M. Cain
Dashiell Hammett
Cornell Woolrich
Bu yazarların romanları gerilim, dedektiflik, karamsarlık, suç, ihanet, cinayet ve her türlü ahlaki yozlaşmayı barındırır. Kısaca değinecek olursak arka planında tarihsel bir gerçek yatmaktadır. İkinci dünya savaşının sonuçları, Amerikan büyük buhranı ve ekonomik zorlukların getirdiği yozlaşma önemli bir rol oynar. Bir Kara Film, çoğunlukla bir anlatıcı aracılığıyla üçüncü sayfa haber bülteni gibi açılır. Bir cinayet, soygun, mafya hesaplaşması ve genellikle büyük bir trajediyle son bulur.
Özdeşleşilecek karakterler bulmak hayli güçtür. Zamanın ruhu melodramik unsurlar barındırıyorsa da İtalyan yeni gerçekçiliğinden de izler taşır. Her ne kadar melodramın abartılı tarzı gerçeklikten uzak bir üslup sergiliyorsa da kendi içerisinde bir tür gerçeklik yaratmakta mahirdir. Melodramik anlatım karakterin iç dünyasına, duygularına vurgu yaparken İtalyan yeni gerçekçi üslubuyla yalın bir dış dünya anlatısına sahiptir.
İtalyan Yeni Gerçekçi akım da ikinci dünya savaşının ardından ortaya çıkmıştır. Filmlerinde stüdyo ortamı terk edilerek gerçek mekanlar kullanılmıştır. Savaş sonrası İtalya’sını tüm çıplaklığıyla olduğu gibi resmetmiştir. Bununla da kalmayıp doğallık yakalayabilmek için amatör oyuncular da kullanmıştır. Toplumsal ve siyasal yönü güçlü filmler üretmiştir.
Akımın önemli yönetmenleri olarak şu isimleri sıralayabiliriz;
Roberto Rossellini
Luchino Visconti
Federico Fellini
Vittorio De Sica
Tür olarak tanımladığım “Kara-Filmlere” ilişkin aksini iddia eden görüşler de mevcuttur. 1940’lı ve 1950’li yıllara özgü bir moda olduğunu ve süreklilik arz etmediğinden söz ederler. Bir başka görüş de bir kalıba sığdırılamayacak kadar şeyden beslendiğinden, örneğin; Western filmler gibi keskin çizgilerle tanımlanamıyor olduğu söylenir. Kara-Filmi tür olarak kabul edersek günümüzde yoluna Neo-Noir olarak devam ettiğini söyleyebiliriz. Merak edenler Roman Polanski’den Chinatown, David Lynch’den Blue Velvet, Ridley Scott’dan Blade Runner, David Fincher’dan Se7en filmlerine göz atabilirler.
Türkiye'den Kara-Filmlere örnek olarak;
Ömer Lütfi Akad'ın (1952) yapımı Kanun Namına, (1972) yapımı Yaralı Kurt filmlerini, Metin Erksan'dan (1964) yapımı Suçlular Aramızda, Ertem Göreç'den (1962) yapımı Rıfat Diye Biri filmlerini örnek gösterebiliriz. Zeki Demirkubuz'un (1997) yapımı Masumiyet, (2001) yapımı Yazgı,(2006) yapımı Kader filmlerini de Neo-Noir olarak, biraz tartışmalı da olsa örnek gösterebiliriz.
Kara-Filmler estetize edilmiş karanlık atmosferi, tekinsiz
şehir hayatı, dedektifleri, cinayetleri, karamsar ana karakterleri,
kötülüğe sürükleyen fatal kadınlarıyla bir dönemi etkisi altına
almıştır. Bu sebeple diğer türlerden ayrılan niteliklere sahip olduğu kanaatindeyim.
Son olarak Kara-Filmlerin ihtiyaç duyduğu her şey ülkemizde de mevcut. Ahlaki yozlaşma, artan suç oranları, mültecilik, çevre katliamları, doğal afetler, çarpık kentleşme, ekonomik krizler, yargıya olan haklı güvensizlik gibi bir çırpıda sıralanan sorunlar yumağına sahibiz. Bugünün Türkiye'sinde bu türe ilişkin film yapılmıyor oluşu bana epey garip geliyor.
Notlar;
Nicephone Niepce 1826 ya da 1827 yılında, Pencereden Bakış adıyla bilinen tarihteki ilk fotoğrafı çekmiştir.
Niepce karakutu kullanarak görüntüyü kurşun-kalay alaşımı özel bir
plakaya düşürmüştür. Bu plaka bitümen denilen ışığa duyarlı bir maddeyle
kaplıydı. Biraz bulanık olan görüntünün oluşması için 8 saat beklemesi
gerekmişti.
1895 yılında Lumière Kardeşler tarafından çekilen tarihteki ilk film;
La sortie de l'usine Lumière à Lyon - Lumière Fabrikasından Çıkan İşçiler
Georges
Méliès tarafından 1896 yılında çekilen ilk kurgusal film;
Le manoir du diable - Şeytan Şatosu
Charles Tait tarafından 1906 yılında çekilen ilk kurgusal uzun metrajlı film;
The Story of the Kelly Gang
Alan Crosland tarafından 1927 yılında çekilen ilk sesli film;
The Jazz Singer
Friedrich Wilhelm Murnau tarafından 1922 yılında çekilen ekspresyonist film;
Nosferatu, eine Symphonie des Grauens
Fritz Lang tarafından 1927 yılında çekilen ekspresyonist film;
Metropolis

Yorumlar
Yorum Gönder